30 Ağustos Zafer Bayramı’nın Hikâyesi

Birinci Dünya Savaşı sonrası parsel parsel düşman güçleri tarafından işgal edilen Türk toprakları, Atatürk’ün başlattığı kıvılcımı Türk halkının bir özgürlük ateşine dönüştürmesi ile kurtarılmış ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Büyük Taarruz ile başlayan ve bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı olarak kutladığımız bu kahramanlık destanının hikâyesine gelin yakından bakalım.

Binlerce yıllık kadim Türk tarihi sayısız kahraman ve kahramanlık öyküsü ile doludur. Ancak herkes hemfikirdir ki Türklerin en büyük kahramanlarından bir tanesi Mustafa Kemal Atatürk ve en büyük destanı da Kurtuluş Savaşı’dır. Bu mücadelenin son adımı ise Büyük Taarruz ve sonrasında gelen zaferdir. Milletimizin bu kutlu zaferini bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı olarak kutlamaya devam ediyoruz ve kutlamaya devam edeceğiz.

Peki, tüm bu süreçte ne oldu? Ülkedeki işgalcilerin büyük bir bölümü temizlenmişti ancak Batı Anadolu’daki Yunan işgali hala devam ediyordu. Yunanlar, Ankara’ya kadar gelmişlerdi. Son bir darbe gerekiyordu onları kovmak için ve bu nedenle Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi yapıldı. Gelin, 30 Ağustos Zafer Bayramı olarak kutladığımız bu kahramanlık destanının hikâyesine yakından bakalım.

‘Ne bekliyoruz paşa?’

büyük taarruz

23 Ağustos 1921 – 13 Eylül 1921 tarihleri arasında gerçekleşen ve Türk askerinin zaferiyle sonuçlanan Sakarya Meydan Muharebesi sonucunda bütün milletin kurtuluşa olan inancı tazelenmişti. Ancak bununla birlikte herkeste büyük bir sabırsızlık başlamıştı. Hem kamuoyu hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki vekiller bir an önce son düşmanın da ortadan kaldırılması için Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya baskı yapıyorlardı.

Mustafa Kemal tüm bunların farkındaydı. Ancak sayısız savaş görmüş bir asker olarak aceleci olmamak gerektiğini de biliyordu. 6 Mart 1922 tarihinde meclis gizli bir toplantı yaptı. Mustafa Kemal, şu sözlerle aklındaki taarruz planını anlattı;

“Ordumuzun kararı, taarruzdur. Fakat bu taarruzu tehir ediyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamen bitirmeye biraz daha zaman lazımdır. Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür.” 

Büyük Taarruz için hazırlıklar başlıyor:

büyük taarruz

Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, 1922 yılının Haziran ayında taarruz kararı aldı. Bu taarruz ile birlikte bir meydan savaşı yapılacak ve savaşın sonunda düşman kesin ve hızlı bir şekilde yok edilecekti. Daha sonra Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak adlandırılacak bu son adım, Türk milletinin kesin zaferi ile sonuçlanacaktı.

Yunan ordusu Batı Anadolu’da iyice yayılmıştı. Gemlik Körfezi, Bilecik, Eskişehir, Afyon’un doğusunda güçlü bir savunma hattı vardı. Özellikle Afyon ve Eskişehir, son derece kuvvetliydi. Bu nedenle kusursuz bir plan hazırlanmalı ve tüm birliklerin yapılan plana dakikalara bile dikkat ederek uymaları gerekiyordu.

Taarruzun en önemli noktası, bunun habersiz bir baskın olmasıydı. Yunanların hazırlık yapmalarına izin verilmeyecekti. Birinci ordu taarruza geçtiği zaman ikinci ordu düşmanın o bölgeye geçmesine engel olacaktı. Süvarilerin Ahır Dağları’nı aşması ile birlikte Yunanların İzmir ile iletişimi kesilecek ve tüm ordu bu şekilde imha edilecekti.

Maalesef iki ordunun silah gücü eşit değildi. Yunan ordusu İngilizler başta olmak üzere tüm batılı sömürgeciler tarafından desteklendiği için makineli tüfekleri, topları ve uçakları vardı. Türk ordusunun ise Türk milletinin kendi elleriyle yaptığı tüfekleri vardı. Ancak düşman makineli tüfeğine bile göğsünü siper eden Türk süvarisi, taarruzda en büyük role sahip olacaktı. 

Büyük Taarruz başlıyor:

büyük taarruz

Mustafa Kemal Paşa, 19 Ağustos 1922 tarihinde Akşehir’e gitti. 26 Ağustos 1922 günü ise Büyük Taarruz’u başlattı. Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile birlikte Kocatepe’ye mevzilenen Mustafa Kemal’in emri ile sabah 04.30’da topçuların taciz ateşi başladı ve 05.00’te önemli düşman noktalarının vurulduğunun haberleri geliyordu.

06.00’da Türk piyadeleri önce Tınaztepe’yi, daha sonra 09.00’da Belentepe ile Kalecik – Sivrisi bölgesini ele geçirdiler. İlk gün Büyük Kaleciktepe’den Çiğiltepe’ye kadar olan on beş kilometrelik alan düşmandan temizlendi. Bu alan temizlendiği için 27 Ağustos sabahı Başkomutanlık Karargâhı ile Batı Cephesi Komutanlığı Karargâhı Afyon’a taşındı.

Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak adlandırılan bu savaş 28 Ağustos ve 29 Ağustos boyunca da sürdü. Düşmanın kaçış yolları kesilerek oracıkta yok edildiler. 30 Ağustos 1922 günü düşman artık kaçmaktan başka çare bulamamıştı. Gazi Mustafa Kemal Paşa, Çalköy’de yıkık bir evin avlusunda o tarihe geçen emrini verdi; “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”

Kazanılan zafer sonrası düşmanın son artıkları da ülkeden defedildi:

büyük taarruz

30 Ağustos 1922 tarihinde kazanılan kesin zaferden sonra Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın emri ile Türk ordusu, Yunanların peşine düştü. 1 Eylül’de başlayan bu takipte maalesef Yunan askerleri geçtikleri her bir bölgeyi yakıp yıktılar. Yapılan sayısız çatışma sonunda  9 Eylül 1922 sabahı Türk ordusu, 21 Mayıs 1919 tarihinde işgal edilmiş olan İzmir’e girdi. Dördüncü Alay Komutanı Reşat Bey, Kadife Kale’ye Türk bayrağını çekerek yıllar süren işgalin sona erdiğini duyurmuştur.

9 Eylül’de İzmir, 11 Eylül’de Bursa, 18 Eylül’de ise tüm Batı Anadolu düşman işgalinden temizlenmiştir. 11 Ekim 1922 tarihinde imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması ile Doğru Trakya’daki son Yunan askerleri de bölgeden çekilmiştir. 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması ile Türk milletinin bağımsızlığı tüm dünyaya duyurulmuş ve 29 Ekim 1923 tarihinde resmen Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. 

30 Ağustos neden Zafer Bayramı?

cumhuriyet

Çok acı çektik. Yüzlerce yıl boyunca dünyanın dört bir yanında hüküm sürmüş koca Osmanlı İmparatorluğu toprak kaybede kaybede sıra sonra olarak ana yurdumuz Anadolu’ya kadar geldi. Sayısız şehit verdik. Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da başlattığı Kurtuluş Savaşı olmasa bugün ne olacağını düşünmek bile korkunç.

İşte böyle bir durumda, Yunan askeri Ankara’ya kadar gelmişken; Türk ordusunun elinde vatan sevgisinden ve birkaç eski silahtan başka bir şey yokken böyle büyük bir zafer kazanmanın tarihte eşi benzeri yoktur. Zaferden iki yıl sonra Mustafa Kemal Paşa, taarruzu yönettiği Zafertepe’ye giderek şu sözleri söylemiştir;

“… Hiç şüphe etmemelidir ki yeni Türk devletinin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri burada atıldı. Ebedî hayatı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada uçuşan şehit ruhları, devlet ve cumhuriyetimizin ebedî muhafızlarıdır…”

İşte tam da bu yüzden 30 Ağustos bir zafer bayramıdır. O topraklarda akan şehit kanları üzerinden kaç yıl geçse bile Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin ne olduğunu hepimize hatırlatacaktır. Çünkü o şehit kanlarını her gün şerefle dalgalanan ay yıldızlı al bayrağımızda görüyoruz. 30 Ağustos Zafer Bayramımız bir gün değil, her gün kutlu olsun.

Başa dön tuşu